Bugun...


Nazım GÜVENÇ

facebook-paylas
AFRİN HAREKÂTINA EVET ama YETMEZ! ( 1 ) 6-7-2018
Tarih: 06-07-2018 10:33:00 Güncelleme: 06-07-2018 10:33:00


Türkiye Cumhuriyeti Devleti dış baskılar / oyunlar karşısında “zor”a başvurmakta fazlasıyla sabırlıdır. Bununla birlikte, “Düşman” bundan cesaret bulup da fazla ileri giderse, işte o zaman, “sabrı taşar” ve durumun gereğini yapar –hele “durum”: Türkiye’nin sınırlarında, üstelik doğrudan veya dolaylı olarak Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bir mahiyet de içeriyorsa.

İşte “Afrin Harekâtı” buna çok somut, hattâ bu anlamda tipik bir örnektir. Konunun üzerinde “olaylar”ın ötesinde bir derinlikle durmakta yarar var. Hem gerekiyor da…

 

İlkin bir devletin kendi toprak bütünlüğünü “savunma”sı: özünde ne demektir ondan başlayalım.

En basiti, en düz mantıklısı: “sınır hattı”nın geçtiği noktanın berisinde ve içe doğru uzanan bir zeminde sınır boyunca askerî güç (asker, silahlı donanım, setler, surlar, mayınlar vs. keza üsler, kalekollar vs.) konumlandırmaktır. Bu düzeyde “vatan topraklarını bir saldırı karşısında “savunmak” için gerekli önlemleri en baştan almak, hazırlıklı olmak” demektir. Nitekim en uzun kara sınırımız olan Suriye sınırımız boyunca bir ay kadar önce tamamlanan “çelik- beton sur” bu anlamda çok tipik bir örnektir.

Peki. Lakin bu kafayla yapılandırılmış bir “savunma”hele sınır komşularımızın Azerbaycan veya Pakistan yahut Afganistan gibi Türkiye’ye gerçekten “dost / kardeş” devletler değil de ne yazık ki Irak ve Suriye devletleri olduğu gerçeğinde fiilen “statik”, hattâ Türkiye için düpedüz “tehlikeli”dir.

Uzatmadan, ne demek istediğimi biraz daha açayım en iyisi.

 

Savunma nerede başlar?

En başta şu olguyu fark etmek ve gereğini yapmakla başlar: 

En azından sınırın uzandığı bölgede hâl ve gidiş nasıldır; keza ne yönedir? İçinde bulunulan zaman / ortam nasıldır?

Genel ve yerleşik mantığa / uluslararası hukuka göre bir ülkenin “savunma”sı:  sınırının yurt içinde / berisinde başlar ve biter (elbette “barış” koşullarında).

Bu tanım / bu tarif; aslında zaten “barışın egemen olduğu”  yer ve zaman koşullarında, ortamında geçerlidir; daha doğrusu gerçekçidir. Sadece resmen değil, fiilen de bir saldırıya hedef olunmuyorsa.

Diyelim bir “dünya savaşı”  veya vatana sınırdaş iki devlet arasında bir  “sıcak savaş” yoksa -genelde- bir barış ortamından söz edilebilir. İşte o koşullarda, vatanın savunması devlet sınırından içeri doğru yapılandırılır.  En azından belli bir sınır boyunca barış içinde, düzgün, olağan bir durum söz konusudur. Yabancı toprakları çiğnemek gerekmez;  “saldırı” anlamına gelir bu.

Fakat eğer, bir sınırdaş ülkeden kaynaklanan “sıcak çatışmalı” bir hâl ve gidiş söz konusu ise; örnek olsun bir Irak ve Suriye ile Türkiye’nin komşuluğu / sınırdaşlığı gibi bir durumda, yâni “komşu”dan bize yönelik PKK saldırıları gibi bir durumda –komşu devletin buna ister aciziyeti, ister teslimiyeti, ister seyirciliği ve teşvik ediciliği söz konusu olsun, “vatan savunması”, o sınır boyunca kesinlikle sınır hattının berisinde / iç tarafında başlamaz. O koşullarda, “savunma”: sınırın öbür yanında makûl” bir mesafeyi kapsayacak biçimde askerli, silahlı, donanımlı olarak “her şeye hazır”kurgulanır / kurgulanmalıdır.

Devletin sınırının, o koşullarda, “öte yanda, komşu ülkenin sınırdaş arazisine geçerek” “savunma”nın yapılandırılması / bilfiil hayata geçirilmesi, sınır ötesine geçildiği / sınır ötesinde konumlanıldığı için, asla ve kat’a bir “saldırı” olarak nitelenemez. Koşulların gerektirdiği yapıda / düzende dinamik bir savunmadır bu.

Somut bir örmek verecek olursak; rahatça diyebiliriz ki: Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca bir baştan bir başa uzanan (yeni tamamlanmış) “sur”, elbette, işe yarar; lakin bir kez daha vurgulayalım, o “statik” bir savunmadır. Oysa dinamik ortam ve koşullarda gerekli ama yetmez; asıl ve çok daha etkin “savunu”: sınırın öte yanında, dışında, ilerisinde başlar ve başlamalıdır.

Çünkü o “dinamik” koşullarda sınırın öte tarafı zaten barışçıl koşullarda değildir; o hâlde “savunma” değil, o koşullarda gerçek anlamda savunu yapısı anca sınırın öte yanında başlamalı, orada yapılanmalıdır. Çünkü, bir kez daha vurgulayayım, orası zaten “savaş düzeni ve koşullarının egemen olduğu” bir ülke parçasıdır. Bir başka deyişle, bu uygulama: asla komşu devletin sınırına “tecavüz” vs. değildir, öyle algılanamaz, öyle nitelenemez.

O komşu topraklar, zaten: ya o ülkenin merkezî yönetiminin nüfuzu, hükmü dışına düşmüş durumdadır; ya da doğrudan doğruya o ülkenin merkez yönetiminin denetiminde / yönlendirdiği bir “saldırı üssü” işlevi görmektedir. O hâlde, bir savaş veya bir “vur-kaç” saldırılarına hedef olunan koşullarda “vatanı savunma” yâni savun” iradesi: sınırın berisinde değil, ötesinde hayata geçirilirse etkin olur, anlam taşır. “Dinamik” koşullara anca “dinamik” bir savunuyla ayak uydurulursa vatanın toprak bütünlüğü korunur.

 

Sonuç olarak:

“Statik savunma”: anca içinde bulunulan bölgede “barış ortamı” / “barış düzeni” / “barış iradesi” komşu / sınırdaş devletlerde de egemense ve hele topraklarımıza o sınırlardan şöyle ya da böyle saldırı olmuyorsa geçerli olur, anlam taşır, işe yarar.  Öyle değilse, sınırlarımızı, vatanımızı korumak beride değil, ötede başlamalıdır. “Dinamik” olmalıdır. O kadar ve bu kadar! 



Bu yazı 1812 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
GAZETEMİZ

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
YUKARI