Bugun...


Didem TINARLIOĞLU

facebook-paylas
Ruh sağlığı! 1 20-10-2018
Tarih: 20-10-2018 09:45:00 Güncelleme: 20-10-2018 09:45:00


Herkes biraz kendisi ama daha çok başkası. Her yerdeyiz, hem de hiçbir yerde.

Bedenimizin sağlığı için lezzeti ile bize haz veren gıdalardan uzak dururken, ruhumuzu beslemek için tam tersini yani ruhumuza haz verecek şeyleri ne kadar gerçekleştiriyoruz dersiniz?

Vücutlarımızı fit yapmak adına kalori hesaplarında bir diyetisyen kadar uzmanız. Spor yapmayı hayatımızın bir parçası haline getiriyoruz. Her şeyden vazgeçiyoruz ama spordan vazgeçmiyoruz. İstediğimiz bedenlere sahip olabilmek adına en sevdiğimiz en lezzetli besinleri yıllarca yemediğimiz oluyor. Kısaca, beden sağlığı konusunda bilincin en üst statüsünde yer almakta bir sıkıntı yok. Peki ya ruhumuzun sağlıklı olabilmesi için neler yapıyoruz? Nelerden vazgeçiyoruz? Spor yapmak elbette ki ruha iyi geliyor salgılanan endorfin muhteşem. Ama yeterli mi? Kaldı ki spor disiplini konusunda ülkemiz insanlarının bilinç düzeyine burada girmeyelim bile!

Biz etrafı için annelerimizin deyişiyle elalem gibi çok önemli bir hedef kitle için yaşayan bir milletiz. Ben daha etkili bir jüri kadrosu görmedim.

Etrafımızın bedeni ile son derece yakından ama ruh hali ile bir o kadar ilgisiz hatta benciliz. Mesela, uzun zamandan beri görmediğimiz biri ile karşılaştığımızda “Kilo mu aldın? Çok iyi görünüyorsun. Zayıflamışsın “demek neredeyse iletişimin ikinci cümlesi haline gelmişken karşımızdaki kişinin ruh halini hiç merak etmiyoruz bile. Üzgün mü? mutsuz mu? Stresli mi? gözlerinin içi gülüyor mu? farkında bile değiliz.

Son dönemlerde Amerika’da başlatılan ve tüm dünyayı saran “Hayatını sadeleştir” felsefesi oldukça yayılmaya başlamış durumda. İnsanlar eşya olarak yüz adet eşya ile hayatlarını rahatlıkla sürdürebildiklerini gösteriyorlar.

Bu “sadeleşme metodu” kişilerin en çok ruhlarındaki fazlalığa iyi gelsin diye yapılıyor.

Franz Kafka’nın doksan yıl önce Dışarıya kapanmak esasen içeri açılmaktı. Huzur mu istiyorsun? Az eşya, az insan.” tavsiyesini hayata geçiriyorlar yani.

Henüz küçük bir bölüm bu noktada yaşarken çok daha büyük bir bölüm insan bambaşka bir dünyada yaşıyor. Yani kendi dünyalarında değil tamamen sanal bir dünyada.

Sosyal medyada yer alabilmek ontolojik bir hal aldı.

Etrafınıza baktığınızda herkesin kafası önünde başka bir dünyada yaşadığını görüyorsunuz.

Herkes hipnoz olmuş gibi!

Ruhlar sanal alemlerde bedenler reel hayatlar yaşıyor.

Her şey ve hiçbir şey iç içe.

Göründükçe ve görüldükçe yalnızlaşılıyor aslında.

Günümüzde var olmak demek sosyal medyada sürekli paylaşımda bulunmak demek.

İnziva artık ütopyaya dönüştü.

Oysa ki var olmak ve var olma sebebi için birilerinin “dünyada iyi ki böyle insanlar da var “dedirtebilmek değil miydi?



Bu yazı 562 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
GAZETEMİZ

YAZARLAR
HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
HAVA DURUMU
NAMAZ VAKİTLERİ
YUKARI